14 Ekim 1979'da Senato seçimleri dolayısıyla, Sosyalist Devrim Partisi Genel Başkanı olarak televizyonda yaptığı ilk konuşma.

İşçiler, Köylüler, Emekçiler! Arkadaşlarım,

Her parti “oyunu bana ver, Türkiye'yi ben kurtaracağım” dediğine göre, Türkiye zor durumda. Türkiye'nin zor durumda olduğu doğru ama, neden bu duruma geldik? Bunu hiç kimse söylemiyor. Ülkemiz bu duruma 200 yıldan beri uygulanan kapitalist sistemden dolayı geldi. Ta Osmanlı İmparatorluğundan beri. Biliyorsunuz Osmanlı İmparatorluğu bu nedenden dolayı battı. Cumhuriyetten sonra da kapitalist yolla kalkınma sevdasına düşüldü. Hele 1947'de CHP'nin Amerika'yla yaptığı ilk anlaşmayla bu kez dışa bağımlı kapitalist sistemin yolu açıldı. Ondan sonra gelen Bayarlar, Menderesler, Demireller, 12 Mart hükümetleri, İnönülü İnönüsüz koalisyonlar hepsi aynı yolu izlediler. Bunların birbirlerine saldırmalarına bakıp ayrı parti olduklarını sanmayın. Hepsi kapitalist partiler. Hepsi aynı yolu izleyen partiler. Adalet Partisi sermayenin baş dostu, Amerikancı bir partidir. “Borç yiğidin kamçısı” tekerlemesiyle aldığı dolarları zengin kasalarına aktarır. Bu arada eşi dostu da ihmal etmez.

Konuşmalarına bakarak Cumhuriyet Halk Partisi'ni, Adalet Partisi'nden ayrı bir partiymiş gibi zannedersiniz. Hayır o da aynı. 1977 seçimlerinde Ecevit, “Demirel dış devletlere karşı itibarını yitirdi. Borç para alamaz. Ben gelirsem çok rahat borç para alırım” diyerek iktidara geldi. O zamandan koymuştu kafasına borçla yaşamayı. Bildiğiniz gibi, başbakan olur olmaz da kapı kapı dolaştı, Amerika, Rusya demeden bir dolara bin takla attı. Ve biliyorsunuz, sonradan IMF'ye boyun eğmekten kurtulamadı.

Erbakan'ın partisi mi kapitalist olmayan parti? O da aynı. O da Amerika'yla, Avrupa'yla uzaklaşalım ama Arap petrol krallarının emrinde bir İslam kapitalizmine gidelim diyor. Kapitalizmle kalkınmaya çalışmak atla denizi geçmeye benzer. Sonunda mutlaka boğulursunuz. İşte Türkiye bu durumda.

Ülkemizde cinayetlerin işlenmesinin nedeni de terörün kanın nedeni de dışa bağımlı kapitalizmdir. Amerika bizi, ülkemizi elinden bırakmak istemiyor. Çünkü Türkiye elinde kaldıkça Ortadoğu'daki egemenliğini daha kolay sürdürecektir de ondan. Bu nedenle Amerika ülkemizde her türlü melaneti işlemekten geri kalmıyor.

Biliyorsunuz, Adalet Partisi'nin eski Dışişleri Bakanlarından Çağlayangil, Amerika devlet kademelerimize kadar sızdı dedi. Düşünebiliyor musunuz Dışişleri Bakanının ağzından çıkan bu cümleler Türkiye'nin ne zor durumda olduğunu kolayca açıklayabiliyor. İçinde bulunduğumuz bu bunalım, faşist yöntemlerle çalışan MHP'yi yarattı. Faşistler Türk ideolojisini, Türk milliyetçiliğini yaymak isteyen bir partide ve bu, milliyetçiliği başka ülkelerin halklarını boyunduruğu altına alarak aymak isteyen bir parti. Faşistler, Arapları, Kürtleri, Lazları, Çerkezleri yurt dışına çıkarıp ve tüm dünya Türklerini bir arada toplamanın ham hayali içindeler. Faşistler, düşündükleri düzenin, kendi yarattıkları bir başbuğun gücüyle yerleşebileceğine inanacak kadar akıl fukarası yaratıklardır.

Kapitalist sistemde yöneticilik sadece parası olanların hakkıdır. Milletvekillerine bakın. İşçi var mı, köylü var mı? Senatoya bakın, işçi köylü var mı? İstediğin kadar namuslu ol. İstediğin kadar bilgili, cesur, yürekli ol. İstediğin kadar yurdunu, halkını sev. Para etmez. İşçiysen, köylüysen, emekçiysen senatör olamazsın. Çünkü senatör olabilmek için illa da yüksek öğrenim yapman gerek. Kim yapıyor yüksek öğrenimi? Üniversitelerde okuyanların on binde biri bile halk mı? Hayır değil. Öyleyse bu meclis kapılarını kanun zoruyla halka kapamış bir meclistir. Bu meclis mutlaka kapatılmalıdır. Ve Anayasa değişikliği, dış ülkelerle yapılacak anlaşmalar, bütçe kanunu ve diğer önemli kanunlar meclisten geçtikten sonra halkın oyuna sunulup ondan sonra uygulamaya konulmalıdır.

Anayasanın 12. maddesine rağmen kapitalist partiler vatandaşlar arasında dil, din, ırk, mezhep ayrımı güderler. Bölgecilik güderler. Ve doğu bölgemizin bu kadar ihmal edilmesinin nedeni bu dışa bağımlı kapitalist sistemdir. Okulsuz, susuz, eğitim ve sağlık olanaklarından yoksun bir doğu bölgesi, önümüzde koskocaman bir kara tablo gibidir. Kapitalizmin nimetlerinden yararlananlar kendi menfaatleri için halkı Alevi Sünni diye ayırıp ortalığı kana bulamaktan çekinmezler.

Kapitalist düzende insanlar nüfus cüzdanlarına göre değil, banka cüzdanlarına göre vatandaş sayılırlar. Eğer tarlanı zapteden, kızını kaçıran adam zenginse karakolda sen haksızsın. Eğer hastane koridorlarından, devlet kapılarından kovuluyorsan fakirliğin yüzündendir. Evin yoksa, topraksızsan, yetiştirdiğin hayvanların sütünü, yağını satıp ağalara otlakiye parası olarak ödüyorsan bu düzen yüzündendir. Tuttuğun balığı, yetiştirdiğin mahsulü bu düzen komisyonculara kaptırıyor. Öğretmenin, memurun aç kalması sonucunda sokakta simit satmasının, su satmasının nedeni bu düzendir. Sırtından milyonlar kazandığı işçisini aç bırakanların düzenidir bu. Bu düzende kadın insandan sayılmaz. Hele çalışan kadın. Tarlada ekin biçen, fabrikalarda ter döken, evinde çocuğuna bakan, zengin evlerinde hizmetçilik yapan kadınlar insandan sayılmaz da, işi gücü gezip tozmak, allanıp pullanmak olan kadınlar daha üstün görülürler. İnsanca bir düzen mi bu? Bu düzeni bırakın kalkınmak, ancak bir ülkeyi batırmak için seçmek mümkün. Bu düzeni uygulamakta inat eden partiler birbirine enkaz devretmeyi şöyle bıraksınlar, Türkiye ekonomisinin ve Türkiye demokrasisinin cenazesini birbirlerine devretmekten kurtulamayacaklardır.

Milyonlarca işçi, milyonlarca köylü, iş bulma kapılarında sıra tutan milyonlarca işsiz vatandaş, milyonlarca emekçi; şunu bilesiniz ki kapitalist düzeni yıkıp sosyalizme geçmedikçe kurtuluş yok. Evet, tek kurtuluş sosyalizm. Ama hangi sosyalizm? Biliyorsunuz Türkiye'de sosyalist olduğunu söyleyen birçok partiler, birçok gruplar var. Bunlardan bir bölümü Sovyet yanlısıdır. Bir başka bölümü Çin yanlısı. Saklısı gizlisi yok. Yazdıkları yazılar, verdikleri demeçlerle zaten kendileri hangi yanlı olduklarını açıkça ortaya koyuyorlar.

TİP'in, TSİP'in Sovyetler Birliği yanlısı olduğu kendi demeçlerinde ve kendi yazılarında vardır. Her şeyi açıkça ortaya koymakta yarar var. Sosyalist Devrim Partisi'nin sosyalizmi bilimin değişmez ve evrensel kurallarına dayalı yerli bir sosyalizm olacaktır.

Sosyalizmde bağımsızlık vazgeçilmez esastır. Biz “Ne Amerikan ne köleliği, Ne Sovyetler Birliği, Ne Çin peykliği” diye bağımsızlık anlayışımızı açıkça ortaya koymaktayız. Bununla, tüm ülkelerle ilişkilerimizin kesileceği anlamı çıkmaz elbet. Kimi ülkelerle ekonomik ilişkilerimiz, politik ilişkilerimiz, ticari ilişkilerimiz sürdürülecektir. Ama biz, uluslar arası ilişkileri bir büyük devletin uydusu olmak gibi anlamıyoruz. Biz uluslar arası ilişkilerde emperyalist güçlerin emellerine hizmet eden devlet olmak istemiyoruz. Bizim bağımsızlık anlayışımız budur. Bizim anlayışımızda Amerikanın kucağına oturmak yoktur. Bunun gibi, Amerikanın kucağından kalkıp Sovyetler Birliğinin kucağına ya da Çin'in kucağına oturmak yoktur. Her şeyi bu kadar açıklıkla söylüyoruz.

Evet, tek kurtuluş yolu sosyalizmdir, başkası yok. Ama hangi sosyalizm? Sadece bir ekonomik büyümeden ibaret görülen sosyalizm mi? Ve bu ekonomik büyümeyi sağlamak için insanları, üretimi artıracak bir makine parçası haline getirmek isteyen sosyalizm mi? Tüm üretim araçlarını devletleştirmekle sosyalizm bitmez. Elbet geri kalmış ülkeler için en önemli kalkınma, en doğru kalkınma modeli sosyalizmdir. Ama eğer insanlar sosyalizm içinde yeteneklerini sonun a kadar geliştirebilecekleri, özgürlükleri sonuna kadar kullanabilecekleri bir ortam bulamıyorlarsa bunun adı sosyalizm olmaz. Ve sosyalizmde eğer devletleştirilmiş üretim araçlarının nasıl kullanılacağına bir avuç bürokrat karar veriyorsa, ayrıca işçilerin, emekçilerin çalışma koşullarına sadece bir avuç bürokrat karar veriyorsa ve yine, işçilerin arattığı artı değerin nasıl kullanılacağına dair, yurt içinde ve yurt dışında, bir avuç bürokrat karar veriyorsa bunun adı sosyalizm olamaz. Bun uygulayan ülkeler de, o ülkeleri taklit eden TİP de TSİP de TKP de sosyalizmi saptıran partilerdir. Yanlış gösteren partilerdir. Halkımıza yanlış gösterilmesi için yardımcı olan partilerdir.

Hangi yoldan olursa olsun, bilime göre sosyalizm, işçi sınıfının başını çektiği emekçi kitle hareketidir. Bunun dışında bir avuç aydının, bir avuç küçük burjuva kökenli kişilerin yaptıkları hiçbir harekete devrimci hareket gözüyle bakmıyoruz. Nasıl, ülkemizin devrimci hareketini Çin'in kuyruğuna, Sovyetler Birliği'nin kuyruğuna takmak isteyenlere karşıysak, onlarla mücadeleye nasıl kararlıysak; eline silahı alıp devrim yapacağım diye sokaklara dökülen, halktan kopuk gruplara da karşıyız. Bunlarla da mücadele edeceğiz.

Bütün bu ayrılıklara karşın, sol birleşmelidir diye birtakım görüşler var. Elbette sol mutlaka birleşmelidir. Solun birleşmemesi emperyalizme, faşizme, kapitalizme yarıyor. Sol mutlaka birleşmelidir. Ama bunca ayrılıkları olan solun nerede birleşeceğini sormak gerekir. Sol, Türkiye'de devrimci hareketimizi Çin'in kuyruğuna takanlarla mı birleşecek? O safta mı birleşecek? Sovyetler Birliği'nde, ona sığınmakta kurtuluş umanlarla mı birleşecek? Önce buna cevap vermek gerekir. Biz, bağımsızlığımıza sıkı sıkıya bağlı bir parti olarak diyoruz ki, Moskovacılar birbirleriyle birleşebilirler. Çin yanlıları birbirleriyle birleşebilirler. Hatta geç bile kaldılar. Ama onlar bu kafada kaldıkça biz bu gruplardan hiçbiriyle birleşemeyiz. Tabii sol, sonuna kadar bölük pörçük kalmayacak. Bağımsızlığına titizlikle sarılan ve sosyalizmi sadece bir ekonomik büyümeden ibaret değil, insan sevgisiyle donanmış, insana gerçekten mutluluk getirecek bir sistem olarak gören işçiler, köylüler, emekçiler, aydınlar Sosyalist Devrim Partisi'nde birleşecekler. Ve diğer yandakileri sipsivri ortada bırakacaklar.

Her şeyi açık açık anlattım. Kime anlattım? İşçiye, köylüye, zanaatkara, odacıya, kapıcıya, hizmetçiye anlattım. Fabrikatöre, büyük çiftlik sahibine, sermaye sahiplerine niye anlatayım. Onlar sosyalizmden, azrailden korkar gibi kaçarlar. Onlar Sosyalist Devrim Partisi'ne gelirler mi, gelebilirler mi? Ama sen onların partisine gidersin, onlara oy verirsin ve başımıza bela edersin. Biliyorum, bütün bu sıkıntıları çeken sanki sen değilmişsin gibi, açlığı sefaleti çeken sen değilmişsin gibi gene gidip onların partilerine oy vereceksin.

Bazılarınız, “Sosyalist Devrim Partisi doğru söylüyor ama küçük bir parti” diyeceklerdir. “Oyumuz ziyan olacak” diyeceklerdir. Onlar büyümüşler de ne olmuş? Yalanın büyümesi olmuş, yılanın büyümesi olmuş, belanın büyümesi olmuş. Kim büyüttü onları? Gene sen büyüttün. Yalan laflarına kanıp alkışlayan sensin. Sırtında, yağ tulumu gibi gövdelerini dolaştıran sensin. Mahallende, kahvende onlar için kavga eden sensin. Yok arkadaş, böyle olmaz. Bir yandan birine doğru diyeceksin, öbürüne arka çıkacaksın. İnsanlık değil bu. Kızın, darılın, gücenin... Doğruluk değil bu. Hep bir araya toplanacağız. Mücadelemizi hep birlikte vereceğiz..