Mehmet Ali Aybar Özel Eki - Cumhuriyet Gazetesi, 21 Temmuz 1995

Devrimci Bir Bilim Adamı

Ölümünden sonra kimi yazarlar, Aybar'dan söz ederken, onun dürüst bir insan olduğunu öne çıkardılar.

Bilinir ki Aybar, aristokrat bir aile ortamında yetişmiş, burjuva kültürüyle halk kültürünün beğeni süzgecinden geçirdiği insani yanlarından sentezler yaparak, farklı bir insan tipi oluşturmuştur. Bundan anlaşılıyor ki Aybar, önemli ilk yatırımını kendisi için yapmış.

Söyleşi ortamlarında onu dinlerken insanın, kendini, denizde hafif hafif sallanan bir sandaldaymış gibi hissetmesi o nedenledir.

Ahlak ve dürüstlük gibi özelliklerin öne çıkarılması, toplumumuzda, hırçın dalgalara direnemeyip nice sandalların, hatta en ağır tonajlı gemilerin nasıl alabora olageldiğinin hüzün verici belirtisidir.

Oysa dürüstlük, her insanın – hele sosyalistse – öncelikle sahip olması gereken ilk özelliklerden biri değil mi?

Bu nedenle, Aybar, asıl başka açılardan değerlendirilmelidir.

Öncelikle o, tahliller ve sonunda tespitler yapıp bir kenara bırakanlardan değildi. Tespitlerini, uygunluğu ölçüsünde, önce yaşam felsefesinin temeline yapı taşları olarak yerleştirmiş, sonra da toplumsal sorunların çözümü için üretken kılmıştır. Yani, hiçbir zaman, eğlemek, vakit geçirmek için problemler çözen bir fizik profesörü gibi olmamıştır.

Aybar'ın kültürüne, bilimsel düşünce yöntemindeki sağlamlığına bir de cesaret ve sevgiden oluşan bir yürek, bağımsız bir beyin ekleyiniz, onu tanımlamış olursunuz.

İşte ülkesinin ve ideolojisinin bağımsızlığını kıskançlıkla savunması, yaptığı doğru tespitlerle birlikte, kendinde oluşturduğu böyle bir kişiliğin sonucudur.

Aybar kendini, çevresini ve dünyayı çifte standart yanlışına düşmeden, bakış açısının bütünlüğü içinde irdeleyebilme becerisini gösteren az rastlanır insanlardan biridir.

Bu yaklaşımının ürününü aldıkça da yükselen bir özgüvene kavuşmuştur. Kendisine saygıdan hareketle, kişinin, toplum ve devlet karşısında, hatta bir diğer kişi karşısında silikleşmesinden, erimesinden kurtulacağı bir sosyalizmi büyük güven ve cesaretle savunmuştur.

1946 yılında, Gün gazetesinde yazdığı yazılarla, Sovyetler Birliği'nde uygulanan sosyalizmin bütün dünya için tek model olamayacağını ileri sürmesi...

1947 yılında amerikan “yardımının” bağımsızlığımızı kelepçeleyerek bir esret zinciri olduğunu vurgulaması;

1975 yılından başlayarak, dikeyine hiyerarşili, tepeden inme, bürokratik merkeziyetçi Leninist örgüt biçiminin, aslında burjuva modeli bir örgüt olduğunu söyleyip yazması...

Örgüt içi demokrasinin olmadığı bir parti ve devlette insanların, kendi yeteneklerini sonuna kadar geliştiremeyeceğini üstelemesi, bulgulayıp beğendiği her tespiti kendi yaşamına ve aynı zamanda devrimci mücadelesinin ana yoluna uygulama çabalarındandır.

Aybar'ın az bulunur kişiliği, yaşamının her kesitinden örnekler sunabilmesine olanak hazırlamıştır. Aybar, politikanın ikinci sınıf insanların elinde kaldığı yoz bir ortamda, kaliteli insanların da özvarlıklarını koruyarak politik mücadele verebileceklerini kanıtlamış önemli bir örnektir.

Yaşamı boyunca, işçi sınıfının tarihsel ve demokratik öncülüğünde, tüm emekçilerin iktidarını savunan Aybar, katıksız olarak devrimci bir bilim adamıydı.

Eşitsizliğin, özgürlüksüzlüğün, sömürünün acılarıyla içi içe yaşadı. Düşün ve bilim alanıyla da sanatla, sporla da iç içeydi. Sevgiyle, coşku ve umutla da iç içeydi. Rengarenk bir içti.

Aybar, yaşamı bilinçle incelendiğinde, başlı başına bir insanlık eğitimidir.